| Toplam 31 sonuçtan 1 ila 10 ileti göster. |
sayfa (4): [1] 2 3 4 sonraki » |
Konu: Siteyi üstlenmek isteyen var mi? |
|
|
uygun gorursen ben yaparım abı de neden boyle olmasını ıstıyosun. hanı bayragı bırısının devr almasını mııstıyosun? yada sıkıldınmı?
|
|
Konu: Forum sorunum var |
|
|
ben emrah özcan kaydımı yaptım ama şifremi unuttum bana yardımcı olurmusun erol abi
|
|
Konu: Konumuz Trabzonspor |
|
|
Yazıya Musa Büyük kardeşimize geçmiş olsun dileğimizle başlayalım. 21. yüzyılın gladyatörlerinden biri olan bu futbol emekçisi kardeşimiz, nihayetinde, izleyenlere keyif vermek için ordaydı ve maalesef büyük bir darbe aldı.
Musanın ekranlara yansıyan yüz ifadesi ve hemen yanı başındaki Hakan Şükürün arkadaşına destek olma çabası ve çaresizliği gecenin hüzün fotoğrafı olarak kalbimize kazındı.
acıl sıfalar musa
|
|
Konu: Konumuz Trabzonspor |
|
|
HERKES MAALESEF ZEYTİNYAĞI GİBİ SUYUN ÜSTÜNE ÇIKMAYI ÇOK SEVİYOR VE HER KONUDA YANLIŞLARI BİRİLERİNE YÜKLEMEYİ ÇOK İYİ BECERİYOR.TRANSFER YANLIŞLARINDAN TUTUNDA DİĞER KONULARA KADAR.ALİ BİLGİN GİBİ BİR FUTBOLCUYU DEFALARCA TRABZONSPORA ÖNERİLDİĞİ HALDE TRANSFER ETMEYENLER ÇIKIP LAF SALATALIĞI YAPABİLİYOR.ALİ BİLGİN BUGÜN 3 BÜYÜKLERİN TRANSFER LİSTESİNDE 1.SIRADA.AMA BİZİM AKILLILAR ZAMANINDA DEFALARCA ESSENDE KAPTANLIK YAPARKEN ÖNERİLDİĞİ HALDE HER HALDE SAĞIR OLACAKLARKİ DUYMAZDAN GELMİŞ VEYA BİZE YARAMAZ DEMİŞLER..ÇOK AKILLILAR GÜCÜNÜZ VARSA ZAMANINDA TRABZONSPORDAN BAŞKA BİR KULÜP DÜŞÜNMEYEN SÜRMENELİ ALİ BİLGİN'İ ALIN BAKALIM GÜCÜNÜZ VARSA TABİ...YAZIK HEM DE ÇOK YAZIK..BELKİDE BİZ KENDİ DEĞERLERİMİZE DEĞER VERMİYORUZ VEYA VEREMİYORUZ..
e mail leri okuyorum taraftar bu işi Ziya hocadan ve Yönetimden iyi biliyor.Ziya hocayla bu iş olmaz adamın futbol bilgisi yok takıma 8 tane defans oyuncusu koyuyor ufak takım hocası alışmış kontra atak oynatmaya bizim takımın oyuncu kadrosuda yetersiz takımın en önemli yerinde hüseyin cimşir oynuyor bu adamı allah rızası için satın topçu falan değil bu adam 1,5 trilyonluk adammı 200 milyar etmez ortasahada oynuyor kaleye bir şut atmamış,iki metre boyuyla bir kafa gölu atmamış bir ara pası atmamış aldığı topları ver sağa ver sola ver geriye bundan ön libero olmaz acil satılmalı mustafa keçeli , ferhat ,erdinç bunları kım aldı kım transfer etti ,tolgadan kaleci falan olmaz adam kale çizgisinde dışarı çıkmıyo kornerlere ortalara çıkmıyor kale çizgisini terk etmiyor çokda top sektiriyo bu adamad a1 trilyona sözleşme yenilediniz,biz aidat ödeyelim siz kulubun parasını dağıtın beyler yönetim ,Ziya hoca ve bu futbolcular gitmeli sabrımız kalmadı hoca hermaç sonunda zaman istiyor 1 yıl oldu hocam ne zamanı malatyayı kümeye yollayıp kaçtın trabzonu yönetecek kapasiten yok senin
|
|
Konu: karadenızde kultur ve sanat uzerıne... |
|
|
Düşevi Oyuncuları, Aziz Nesin'in "Tek Yol" adlı hikayesinden yola çıkılarak hazırlanan 2 perdelik komedi "Namuslu Namussuz"u 13 Mart Salı akşamı Samsun'da sahneleyecek.
Samsun'da bu hafta gerçekleştirilecek kültür-sanat etkinlikleri şöyle:
GAZİ SAHNESİ: Samsun Seyir Tiyatrosu, "Eyvah Sokakta Kaldık" adlı 2 perdelik komediyi sahnelemeye devam ediyor.
9 Mart Cuma akşamı sahnelenecek, Öner Yıldırım'ın yönettiği oyunda Pınar Sel, Öner Yıldırım, Uğur Kavram, Ebru Müjde, Yasin Korkmaz ve Uğur Taşkın rol alıyor.
Kredi kartlarından kültürel erozyona, ev sahibi-kiracı ilişkilerinden kadın-erkek ilişkilerine kadar güncel olayların konu edindiği oyunun dekoru Adem Kurukaya'ya, müzikleri ise Uğur Taşkın ve İlkadım Ajans'a ait.
Düşevi Oyuncuları, Aziz Nesin'in "Tek Yol" adlı hikayesinden yola çıkılarak hazırlanan 2 perdelik komedi "Namuslu Namussuz" 13 Mart Salı akşamı sahneleyecek.
Cem Kaynar'ın yönettiği oyunda kendi halinde bir askeri okul öğrencisi "Paşazade"nin okuldan atıldıktan sonra dolandırıcılıktan sahte şeyhliğe, belediye başkanlığından milletvekilliğine uzanan ve sonunda cezaevinde biten serüveni, insanlara gereğinden fazla değer verilmesi hicvedilerek ele alınıyor.
Sanat yönetmenliğini Metin Piyale'nin yaptığı oyunda Cem Kaynar, Olgun Aydın, Özgür Bayazıtoğlu, Adil Türkoğlu, Ceyhun Ardal, Mustafa Tacar rol alıyor.
Gazeteci-Yazar Hakan Dilek'in "Ne Gülüyorsun, Anlatılan Senin Hikayen" isimli tek kişilik gösterisi 17 Martta izlenebilir.
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ: Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, 9 Mart Cuma akşamı konser verecek.
DYO boya firması tarafından düzenlenen resim yarışmasının sergisi 9 Martta Güzel Sanatlar Galerisi'nde açılacak. Sergi, 16 Marta kadar görülebilir.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR MERKEZİ: Resme meraklı hekimlerin yaptığı çalışmaların yer alacağı karma resim sergisi 12 Martta açılacak.
Türk Tabipleri Birliği Samsun Şubesince düzenlenecek sergi 22 Marta kadar gezilebilir.
DEĞİŞİM SAHNESİ: Samsun Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümünün sahneye koyduğu "Gülen Torba" adlı çocuk oyunu pazar günleri saat 14.00'te minik seyircilerle buluşuyor.
Ziya Demirel'in yazdığı, Saliha Çandar'ın yönettiği oyunda okuma yazmanın insana neler kazandırabileceği, kötülüklerin cezasız kalmayacağı gibi öğretici konular işleniyor.
Işık ve efektleri Ali Yavuz'a ait oyunda 16 kişi rol alıyor.
Ekip, Muzaffer İzgü'nün yazdığı "Lütfen Kızımla Evlenir Misin" adlı oyunu ise her çarşamba sahneliyor.
Saliha Çandar'ın yönettiği oyunda Feride Canşı, Esra Dedeoğlu, Ali Yavuz, Hicabi Aktaş ve Samet Talayman rol alıyor.
Ordu
Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT) yaklaşık 30 kişinin rol aldığı "Kızılırmak Kara Koyun" adlı müzikali her salı ve cuma akşamı sahneliyor.
Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı müzikali OBKT Genel Sanat Yönetmeni Ali Kemal Tandoğan sahneye taşımış.
Zengin ağanın kızına aşık olan çobanın hikayesinin anlatıldığı oyunda yaklaşık 30 kişi rol alıyor.
Trabzon
Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT), "Macbeth"adlı oyunu sahnelemeye devam ediyor.
William Shakespeare'in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu'nun Türkçe'ye çevirdiği ve Andro Enukidze'nin yönettiği oyunda Kadri Özcan, Ufuk Şener, Ekin Öner, Fatih Topçuoğlu, Fatih Dokgöz, Şevki Çepa, Çağlar Maçkalı, Ceyhun Gen, Birkan Görgün, Suat Karausta, İlkay Akdağlı, Mesut Yüce, Sinem Şahin, Meltem Gülenç, Erşan Utku Ölmez, Aslı Artuk, Duygu Dokgöz, Başak Anat ve Burak Öner rol alıyor.
Dekoru Hakan Dündar, kostümleri Fatma Görgü, ışığı Yüksel Aymaz'a ait oyun, cuma, cumartesi ve pazar günü izleyiciyle buluşacak.
Ayrıca, Rüveyda Sinanoğlu'nun yazdığı, Kadri Özcan'ın yönettiği "Gül Prenses" adlı çocuk oyunu, 13 ve 14 Martta sahnelenecek.
Mahmut Goloğlu Kültür Merkezi'nde Trabzon Kadın Sanatçılar Derneği üyelerinin çalışmalarının yer aldığı 4. Geleneksel Sanatlar Sergisi, yarın akşama kadar sanatseverler tarafından gezilebilecek.
Haluk Levent, Trabzon Dünya Ticaret Merkezi'nde 10 Mart Cumartesi günü saat 18.00'da konser verecek.
kaynak: notlarım
|
|
Konu: trabzon'un turkıye ıcın onemı |
|
|
Trabzon'un büyükşehir yapılmasına ilişkin kanun teklifini, bir grup arkadaşla birlikte imzalayarak, 16 Aralık 1999 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdik. İçtüzüğün 37 nci maddesinde belirtilen sürenin geçmesinden sonra, teklifin Genel Kurulda görüşülmesi için talepte bulunduk. Teklifle ilgili, burada, görüşler arz edildikten sonra, öyle inanıyorum ki, sizin değerli oylarınızla, önce, teklifin gündeme alınmasına karar verilecektir; inşallah, ardından da, Trabzon'un büyükşehir yapılmasına ilişkin olumlu oylarınızı bekleyeceğiz.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Trabzon, dört bin yıllık geçmişe sahip bir şehirdir. Fethedilmeden önce, Rum Pontos Devletinin başkentiydi. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra, Doğu Karadeniz olarak adlandırılan Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Rize ve Artvin İllerinin bağlı bulunduğu bir merkez haline getirildi ve Trabzon, yüzyıllar boyunca bu merkezde hizmet verdi. 1876 yılında, Osmanlı Devletinin yeniden yapılanmasına ilişkin çıkarılan yeni düzenlemelerden sonra, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Rize ve Artvin, Trabzon'dan ayrıldı ve daha sonra il oldular.
Bugün, 1 milyona yakın nüfusa sahiptir Trabzon. İdarî açıdan, 18 ilçesi bulunmaktadır. Eğer, kanun teklifi gündeme alınıp, ardından görüşülüp kabul edilirse, Trabzon Merkez İlçesi, Fatih, Gazipaşa, Değirmendere olmak üzere 3 ayrı ilçeye bölünecek ve büyükşehir belediyesi kurulmuş olacaktır.
Trabzon'un Merkez İlçesi, askerî ve jeopolitik açıdan son derece önemlidir. Özellikle, Trabzon, Kafkasya ve Ortaasya'ya açılan önemli bir kapıdır. Tarihî İpek Yolunun, Karadeniz açısından başlangıç noktası olması nedeniyle önemlidir. Türkiye'de birçok ile nasip olmayacak olan ulaşım imkânına sahiptir. Bir defa, geniş imkânlara sahip limanı vardır; uluslararası taşımacılık yapan, uluslararası
taşımacılığa açık olan havaalanı vardır. Yine, Türkiye'de çok az şehirde bulunan serbest bölgesi vardır ve tarihî İpek Yoluyla birlikte, İran transit taşımacılığının geçiş güzergâhında önemli bir başlangıçtır.
Trabzon, tarih boyunca ve bugün, eğitim ve kültür merkezi olan bir şehirdir. Osmanlı döneminde, İstanbul'dan sonra Anadolu'da ilk matbaanın Trabzon'da kurulması; cumhuriyet döneminde, taşrada ilk açılan üniversite merkezlerinden biri olması, bunun en açık göstergesidir ve yine, Trabzon, tarihte, önemli hizmetler veren değerli insanları yetiştirmiştir. Trabzon, Yavuz Sultan Selim'in yetiştiği, Kanunî Sultan Süleyman'ın doğup ilk eğitimini aldığı şehirdir. Cumhuriyet döneminde, cumhurbaşkanı ve başbakan olarak bu millete hizmet eden değerli siyasetçileri yetiştirmiştir. Üniversitesi, bugüne kadar 55 000 mezun vermiş ve halen 35 000'nin üzerinde öğrenci okumaktadır.
Dünyanın en büyük fındık üreticisi Türkiye'dir ve Türkiye'nin önemli fındık ihracat merkezi, tarihten beri Trabzon olmuştur. Yine, çay üretimi açısından önemli merkezlerden birisidir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin merkezi olması, Trabzon'a ayrı bir önem katmaktadır.
Kafkasya'nın, Türkiye için, stratejik açıdan, jeopolitik açıdan ne kadar önemli olduğunu izah etmeye gerek yok. Kafkasya'da gelişen son olaylar bunu açıkça ortaya koymaktadır. O açıdan, Trabzon'un, Kafkasya'ya açılan çok önemli bir kapı olması, Ortaasya'ya açılan önemli bir kapı olması, Trabzon'un büyükşehir olma ihtiyacını ortaya koymaktadır. Türkiye'de, ender serbest bölgeler vardır
Trabzon'un serbest bölge olması unsurunu da ilave edersek, jeopolitik ve ekonomik açıdan önemli olduğu gibi, gelecek açısından da çok önemli bir şehir olduğu ortaya çıkmaktadır. Kısacası, sanayiiyle, ekonomisiyle, serbest bölgesiyle, üniversitesiyle, basınıyla, tarihiyle Trabzon, büyükşehir olmayı hak etmiş bir ilimizdir.
Yine, futbolda, Türkiye'de ilk defa, istanbul'un dışına, üç büyük olarak nitelendirilen Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe kulüplerinin dışında, şampiyonluğu taşraya, Anadolu'ya taşıyan bir futbol takımına sahip olan şehirdir Trabzon.
Trabzon'un büyükşehir olması konusunda -Türkiye Büyük Millet Meclisine, son seçimlerde girmiş olsun veya olmasın- bütün partilerin, taşradaki yöneticileri dahil, üst düzey yöneticileri ve milletvekillerinin sözü vardır
Trabzon, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilmiştir ve Trabzon, arazisinin genişliği ve büyüklüğü nedeniyle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi olarak kabul edilmiştir. 1876 yılında da, idarî yapısında bir düzenleme yapılmak suretiyle, Türkiye'de yapılan idarî yapıdaki düzenlemeden sonra, Trabzon İli müstakil il konumuna getirilmiş ve halen 18 ilçesi mevcut bir idarî yapıyla yönetilmektedir.
Antik çağlardan günümüze kadar önemli bir ticaret merkezi durumunda bulunan Trabzon, son yirmi yıla kadar ticarî canlılığını devam ettirdiği halde, hepimizin malumu olduğu üzere, 1980'li yıllarda, maalesef, duraklama dönemine girmiştir. Buna rağmen, Trabzon, Karadeniz Bölgesi içerisinde yer alan 14 il arasında, nüfus çokluğu bakımından, Samsun ve Ordu'dan sonra üçüncü sırada yer alan büyük bir ildir.
Doğu Karadeniz Bölgesi illerinden biri olan Trabzon, uzun yıllardır, kamu yatırımlarından, ihtiyaç duyulduğundan çok daha az pay alan bir ildir maalesef. Bunun sonucu olarak da, şehrin gelişip büyümesi engellenmiş ve mevcut nüfusundan, büyük kentlere umut yolculuğuna çıkılmasına sebep olunmuştur.
Bu olumsuzluklara rağmen, köklü bir tarihî geçmişe sahip bulunan Trabzon İlimiz, bugün de, geçmişini ispatlarcasına, çok zengin bir tarihî potansiyele sahiptir.
Ayrıca, Trabzon, bir kültür şehridir. 1963 yılında kurulan ve il içerisinde ve komşu illerde çeşitli yüksekokul ve fakülteleriyle Karadeniz Teknik Üniversitesi, bu ilimizde bulunmaktadır.
|
|
Konu: Karadenizin önemi neden giderek artmaktadır ? |
|
|
2000li yıllarda, Karadenizin öneminin giderek artmasının birkaç ana nedeni bulunmaktadır:
Birinci neden, Sovyetler Birliğinin ve Varşova Paktının dağılması, bu dağılma sonrası batıdan doğuya doğru genişlemeye devam eden AB ve NATOnun Karadenize kadar genişlemesi ve Karadenizi kapsayacak şekilde Güney Kafkasyayı da içine alarak genişlemeyi tamamlamak istemesidir.
Nitekim, 1 Mayıs 2004 tarihinde ABnin son genişlemesinden sonra, 11 Martte AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB Dışişleri Bakanları tarafından kabul edilen Daha Geniş Avrupa (Wider Europe-Neighbourhood: A New Framework for Relations with our Eastern and Southern Neighbours) programı çerçevesinde AB, Karadeniz ülkeleri ile ilişkileri geliştirme yönünde adımlar atmaya başlamıştır. Bu bağlamda, ABnin Karadenizde çatışma bölgelerindeki dondurulmuş sorunların çözülmesinde, siyasi ve ekonomik reformların gerçekleştirilmesinde daha etkin bir rol üstlenmesi beklenmektedir. Daha Geniş Avrupa programında demokrasiye geçiş süreci, ödüllerle teşvik edilen ve Kopenhag Kriterleri benzeri koşulları yerine getirmeleri karşılığında adeta üyelik dışında hemen herşeyin teklif edildiği uzun bir süreç olarak aktarılmaktadır. Teklif edilen hukukî çerçeve ise ortaklıktan ziyade, üyelikten daha az bir dizi hakları içermektedir. 14 Haziran 2000te Daha Geniş Avrupa programına Güney Kafkasya ülkeleri de dahil edilmiştir. ABnin Sovyetler Birliği coğrafyasındaki ikinci genişlemesinin Güney Kafkasyayı (özellikle Gürcistanı) kapsaması da olasılıklar içindedir. Üçüncü Dalga olarak adlandırılmaya başlanan sözkonusu olası genişleme, Moskovayı ABnin Mayıs 2004 genişlemesinden daha fazla etkileyebilecektir.
İkinci neden, Karadeniz ülkelerinin yaklaşık son iki yüzyıldır Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliğinin egemenlik ve nüfuz alanında kalması ve Rusya Federasyonunun önümüzdeki on yıllarda ekonomik, siyasi ve askerî alanlarda toparlanması sonrası tekrar eski nüfuz alanına dönmek isteyebileceği ihtimali, söz konusu ülkelerin NATO ve AB üyeliğini gelecekteki siyasi, ekonomik ve askerî güvenliklerinin en önemli teminatı olarak görmelerine yol açmaktadır.
Üçüncü neden, 11 Eylül 2001 saldırısı sonrası ABDnin terör merkezlerini yok etmeye yönelik olarak başlattığı askerî harekât içinde Karadenizin bulunduğu özel konumdur. Nitekim, Karadeniz, ABDnin Orta Doğu (özellikle Irak) ve Orta Asyaya (özellikle Afganistan) açılımı için stratejik bir konumdadır. Böylece, daha önce Doğu-Batı Enerji Koridoru olarak literatürümüze giren koridor, bu defa Karadeniz Güvenlik Koridoru olarak uluslararası siyasette yerini almıştır.
Dördüncü neden, ABDnin olası bir İran harekâtı ve Avrupa-Atlantik dünyası dışında kalan Beyaz Rusya ile Rusya Federasyonunun askerî hareketlerini kontrol altında tutmak için, Karadenizi askerî üs, radar istasyonları ve casus uçakları ile izleme merkezi olarak değerlendirmek istemesidir.
Beşinci neden, 11 Eylül saldırısı sonrası, dünya petrolünün yüzde 65ini, doğal gazının ise yüzde 40ını bulunduran ve giderek istikrarsızlaşan Orta Doğuya alternatif olabilecek enerji kaynakları arayışıdır. Karadeniz ve Hazar Bölgesi, coğrafî konumundan ileri gelen jeopolitik önemi yanında zengin enerji kaynaklarına sahip bölgelerdir.
Altıncı neden, Rusya-Ukrayna doğalgaz krizinin ardından, enerji güvenliğinin dünyada hayli önem kazanması ve gözlerin Karadeniz bölgesine çevrilmesidir. Nitekim Karadeniz, gerek tanker taşımacılığı, gerek petrol ve doğal gaz petrol boru hatları ile Doğu-Batı Enerji Koridoru üzerindedir. Bu nedenle, Avrupanın özellikle doğal gaz alanında enerji güvenliğinin sağlanması için Karadeniz ön plana çıkmaktadır.
Söz konusu nedenler, Karadenizi ister istemez giderek Batı ile Doğu arasındaki nüfuz mücadelesinin merkezi durumuna getirmektedir.
|
|
Konu: Mulâca - Türkçe |
|
|
eh be abı ne yapsak azarlıyosun yahu. ıyı ıste nerden baksan yarısı ıse yaradı. rıca ederım abı bak kuserım ha...
EHYA : Gübre.
ANCA : Şimdi
ANDER : Değersiz,işe yaramaz.
BAKRAÇ : İçinde yoğurt, süt taşınan bakırdan yapılmış ,kapaklı ,tutmak için sapı olan küçük kap
BELLEME : Tarlayı bel ile işleme.
Bİ DİMLA : Az , biraz.
BOLAKİ : İsterim ki ,dilerim ki.
BULDUR : Geçen yıl.
CABULA : Ayakkabı.
CİFİN : Yükseklerde yetişen orman çiçeği
ÇAPUT : Eski bez parçası
DİRLUK : Varlık.
EŞKA : Gölge.
FERUK : Piliç.
FODİK : 1-Çukur 2-Fodik oyunu
FOL : 1-Kuş yuvası. 2-Tavuğun yumurtlama yeri GOFLİYA : Sümüklü böcek
GOPÇA : Düğme.
GUZİNE : Bir çeşit soba
HACAn : Madem
HARDIMA : Dar ve ince tahta.
İŞLUK : Gömlek, atlet.
KENEF : Tuvalet
MEREK : Küçük samanlık.
MİLE : Misket
SİMLA : Gözün kenarında birikmiş tortu.
ŞAFLİYA : Ağız akıntısı,salya.
TİRMA : Ayran ve mısır unundan yapılan muhallebi kıvamında bir yemek
ZİPKA : Arkası bol, bacakları dar erkek pantolonu
ZİBİL : Çöp
ZUMUR : Sıcak mısır ekmeğinin içine yağ ve şeker konularak hazırlanan yemek
GAVİ : Sağlam, dayanıklı.
GAVARA : Gaz çıkarmak.
abı bak bunlar babamdan ha valla o kopyalama nedır bılmez ha. aklına gelenler bunlar. adam vuracaktı benı yahu. gece 3 e kadar uyutmadım onu vallahı
|
|
Konu: çaresiz Bir Baba Olmak |
|
|
HAYATI BİLMEDEN, tanımadan yaşamak, hayatı yaşamak değildir. Çünkü tanınmayan, bilinmeyen şeyin taşıdığı değer de anlaşılmaz. Değeri bilinmeyen şey ise, ne sevilir, ne de peşinden gidilir.
Hayatı tanımak, tanıdıkça eşsiz değerinin farkına varmak; ardından hiçbir şeyle değiştiremeyeceğimiz kadar değerli olan bu eşsiz hazinemizi sevmek; sevdikçe hayatı daha anlamlı yaşamak elimizdedir.
Hayat denen şeyi biraz tanımaya ne dersiniz?
Hayat, gözümüz önünde duran, görüp-göremediğimiz tüm varlıkların en değerli özü; en değerli cevheri, en değerli meyvesidir.
Hayatın olmadığı bir kainat, bir anlam taşır mıydı?
Elbette ki hayır.
Hayatı olmayan; hayat özelliği bulunmayan varlıklarla dolu bir evren, herhalde ruhsuz bir bedenden farklı olmazdı. Değerini yitirir; sadece kabuktan ibaret kalırdı. Kabuk ise çürümeye, dağılmaya ve kaybolmaya mahkûm olurdu.
Hayatın değerini anlamak için en alt seviyedeki bir hayat basamağında bulunan bir varlığa bakmak yeterli. Çünkü hayatın girdiği her şey, değersizlikten kurtulur. Öylesine yüksek bir kıymet alır. Örneğin, terazinin bir kefesine hayatsız bir dağı, diğer kefesine küçük bir sivrisineği koyalım. Örneğin, terazinin bir kefesine hayatsız bir okyanusu, diğer kefesine küçük bir balığı koyalım. Bir sivrisineğin veya minicik bir balığın kefesi o kadar ağır basardı ki; bir dağ değil bin dağı; bir okyanusu değil bin okyanusu koysak dahi, göreceğimiz tabloda herhangi bir değişiklik olmazdı. Bütün küçüklüğüne, hakirliğine, değersiz gibi görülmesine rağmen bütün dengeleri alt üst yapan vasıf, hayat özelliğinden başkası değildir.
Bir de hayata hayat katan; hayatı daha da değerlendiren unsurlar vardır. Hatta her bir unsur, tıpkı bir merdivenin basamaklarını andırır. Bir üst basamak, önceki basamaktan daha yüksek değere, daha yüksek potansiyele, daha yüksek özelliklere sahiptir.
Örneğin bitkiler, cansız varlıklara kıyasla sayılamayacak kadar çok özelliğe sahiptir. Çünkü canlıdır. Taşıdığı hayat özelliğiyle, adetâ tüm kâinatı kendisi için yaratılmış gibidir. Çünkü, onun hayat bulması; ondaki hayat özelliğinin gelişmesi ve devam etmesi için toprak, hava, su ve 150 milyon km uzaklıktaki güneş onun emrine amade olmuştur. Bütün unsurlar, büyüklükleri, ağırlıkları, çoklukları, karmaşık yapıları ve uzaklıklarına rağmen, bir ayrık otunun hizmetine koşmaktadırlar.
Yumurtasından yeni çıkan bir arı, “bütün âlemin kralı benim” dercesine, henüz ilk defa göreceği çiçeklere uçar. Eliyle koymuşçasına bulur çiçekleri. Tek tek konar, onlardan alacağını alır. Çiçekler, ağaçlar, meyveler.. Ve daha nice bitkiler onun tasarrufu altındadır. İtiraz etmezler o arıya. Sanki onu beklercesine; onun emrinde olduklarını hal dilleriyle sergilerler. Çünkü o, içindeki ruhla daha yüksek ve daha değerli bir hayat basamağındadır. Küçücük maddesine rağmen; nice dağlar, nice yıldızlar ve nice çiçekler, ağaçlar; hülasa bütün cansız varlıklar ve bitkilerin tamamı onun yanında değersiz kalır.
Çünkü, nasıl hayat özelliği, bütün varlıklar âleminin en seçkin ve en değerli özü hayat ise; hayatın en seçkin ve en değerli özü, çekirdeği, meyvesi ruhtur.
Hem canlı, hem ruhlu varlıkların etrafında pervaz ettiği, emrine amade olduğu bir varlık basamağı daha vardır. Bu basamakta yer alan varlıkları, hepsinden daha değerli kılan cevher ise “şuur”dur.
Şuur sahibi insanlar, tarif edilmez güzelliklerle, eşsiz sanatlarla, benzersiz mükemmelikte olan Kâinat sarayının baş misafirleridir. Yer ve gökteki tüm varlıklar onun emrindedir. Atomlardan yıldızlara kadar her şey onların tasarrufu altındadır.
İnsan, sahip olduğu şuur ve o şuurla en mükemmel insanlık basamaklarını çıkabilecek şekilde kullanacağı sayısız vasıtalarla, hislerle, duygularla ve yeteneklerle donatılmıştır.
Hayatsız bir kâinat; ruhsuz bir hayat ve şuursuz bir ruh, elbette değersiz kalacaktır. Veya tam tersinden hareketle, hayat kâinatın, ruh hayatın ve şuur ruhun üzerindedir.
Şuurun görevi ise, hayatı ve hayatla bağlantılı her şeyi gözlemlemek, sorgulamak, amacını, gayesini ve hedefini belirlemektir. Nereden geldiğini, nereye gideceğini ve görevinin ne olduğunu muhakeme etmektir. Bütün bu varlıklar içindeki konumunu ve yerini tespit edip, ona göre yaşamaktır.
Hayatın değerini en zirvelere ulaştıran bir basamak daha vardır. İnsanlara hayatın mahiyetini, vasıflarını, değerini ve hedefini; kısaca hayatın anlamını anlatmak için gönderilen İlahî elçiler, hayata hayat katmışlardır. Çünkü onlar, kâinat ağacının en mutena ve en seçkin meyveleri konumundadır.
Hayatı yaratan; hayatın tüm basamaklarını yoktan var eden; her hayat sahibine, hayatın gereklerini, ihtiyaçlarını sunan; her bir hayatın devamı ve hayat sahiplerinin hak ettikleri şeyleri birer ziyafet sofrası gibi göz önüne koyan, sınırsız bir Hayat Sahibi olan Allah; hayat ağacının en değerli meyvesi üzerinde, hayat cevherinin tüm özeliklerini yerleştirmiştir.
O hayat sahibi (a.s.m.), hayatı bahşeden Hayy ve Kayyûm’un en sevgili kulu; en değerli mücevheridir.
O hayat sahibi (a.s.m.), Hayatı verenin rızasını kazanmanın, O’nu sevmenin, O’nun tarafından sevilmenin yollarını göstermiştir.
O hayat sahibi (a.s.m.), hayatın anlamını tüm netliğiyle izah etmiştir.
O hayat sahibi (a.s.m.), hayatın anlamını kavramakla anlamlı bir hayatın yolu açılabileceğini açıklamış; kendisine inanan ve bağlanan tüm mü’minlere gerçek hayatı yaşayabilmenin sırlarını hem sözleriyle, hem davranışlarıyla bize tebliğ etmiştir.
Hayatı dolu dolu yaşamak isteyen herkese duyurulur:
Dünya hayatına bir kez daha gelmek imkânsızdır. O halde bu hayatı yaşamak, hayata hayat katmak kendi elinizdedir.
|
|
|
| Toplam 31 sonuçtan 1 ila 10 ileti göster. |
sayfa (4): [1] 2 3 4 sonraki » |
Forum Kuralları
|